22 Nisan 2011 Cuma

In your arms I feel..sunshine



Su aralar uclu bir iliski yasiyorum. Fakat farkli ciftlerle. Her aksam biriyle. Bir aksam fransiz ciftimin yataodasina konuk oluyorum; diger aksam Amerika'li ciftin yatakodasi ayrimi olmayan daginik salonuna. Hatta sansim varsa dorduyle bir arada vakit geciriyorum ki en zevklisi.. Elimde Patti Smith'in kitabi " Just kids"'de Patti ve Robert Mapplethorpe'un bana guven veren iliskisini okuyup huzur dolarken gecemin arka fonunda Jane Birkin ve Serge Gainsbourg eslik ediyor tabloya. Ikisinin sesi ve muzigi baska biryere goturuyor gibi gorunse de ayni noktada bulusturuyor beni, ayni durakta, ayni barda ; elimde ayni kadeh sarapla.

31 Mart 2011 Perşembe

L for Loser



Kaybedenler klubu benim kisisel tarihimde Radyo Eksen'den once ve ona zemin saglayan Kent FM 101 programlariyla beraber ama daha cok Kadikoy kargayi temsil ediyor sanirim. Sene 1999 tam olarak ve ben Moda'da oturan yakin arkadasimla beraber feci sekilde kaybedenler klubune uyeyim. Nesinden etkileniyorum dersem en fazla ve hatta sadece muzik, gercekten, gercek anlamda kendimde son yillarda biraz hiz kessem de rakip tanimadigim muzik kulturume yepyeni ve hic bilmedigim bir kapi acan, bambaska bir muzik, aslinda bildigim ama yine de bambaska sarkilar ve ben nasil duymadim dedirten bir donem. Ve bu muzigin etrafinda donen tuhaf -ask diyemeyecegim-ama muthis etkilenme hikayeleri. Bir turlu anlam verememe, bircok davranisi cozememe, herseyin arkasinda biraz fazla ve kesinlikle ozenti bir "kaybeden' kulturu. Oguz Atay, Kadikoy, Karga, Hera, Arka Oda, 6:45 yayinlari, sittin on the dock of the bay, paul weller, bob dylan, I wanna hold the hand inside you, I wanna take a breath that's true.. Hala dusununce icimi bir tuhaf yapan-belki de en en icerideki bana ulasabilen tek donem. Film mi? tabii ki filmde bunlari yeniden falan hissetmedim. Ne muzikler, ne late 90s-early2000s hissi, ne karga hicbiri yoktu. Daha cok "Yaa bu Yigit Ozsener gercekten super oyuncu" vardi.

30 Mart 2011 Çarşamba

Sansur seysi



Evet.. Su sansur 'seysi' yapildigindan beri kendi biloguma bile ulasamiyorum. Anca evde DNS degistirerek..Sirket bilgisayarimdan ise ulasmam imkansiz. Bu sansurun gercekten digiturk'un rant kavgasiyla alakasi var mi bilmiyorum ama gercekten bir gerizekali sadece mac yayini yapan bazi sayfalarin kapanmasi gerektigine hukum getirince tum bloglara ulasimi engelleyebilirdi. Turkce karaktersiz sikici yazim icin simdiden ozur dilerim bu yuzden. Artik nasil bir zamanda, nasil bir ulkenin mensubu olarak yasadigimi bilemiyorum. Ne oluyor, nereye gidiyoruz diye sorgulamaktan hayata kusecegim yakinda, ben de yapabilecegim en iyi seyi yapip kendimi disari kapatiyorum ve 'comfort' ediyorum. Yani sadece uyum sagamaya calisiyorum. ayni zamanda benden hic beklemedigim bir baska ben daha peydahlaniyor, sinirlenen, ofke dolu, hirs ve intikam dolu, ici asiri karanlik bir ben. Bununla disariya kapali mutlu hayatini yasayan ben'i ayirmaya calisiyorum. Tum bu siddet, tum bu politikalar, tum bu orataya cikanlar, tum bu medya, tum bu halk beni nerdeyse yesil bir canavara donusturdu. Bu yuzden artk ne gazete okumak istiyorum ne tvde haberleri izliyorum. Sadece kendi hayatima bakiyorum. Bak bi sansur seysi beni yine nerelere getirdi. . Nereden geldik buraya? Vaktinde tepeden inme getirilmeye calisilan cagdasligin tabana islemeyisinden baslamak isterim nacizane, egitimsiz ayak takimi yine binbir alicengiz oyununa getirildi, 70ler sonlarinda tum sol kanat olduruldu ve yok edildi, bugunkiler beslendi, buyutuldu ve "ayaktakimi" dedigimiz varos kesim bugun omr-u hayatlarinda gelebilecekleri en ust noktaya ulastilar. Onlar hukum suruyor su an. Sesimde asagilama mi var? Hayir. Koylu'yu asla kastetmiyorum; keske koylu gelseydi basimiza o cok daha iyiydi. Ama bir varoslar imparatorlugunda yasiyoruz su an. Tum hoyratlik, siddet, cehalet sefa suruyor su an. Hep icte bastirilan, hor gorulen, itilen, degersiz hoyratlik ve varosluk eline bu firsati gecirmisken degerlendiriyor. Aklina ne gelirse yapiyor, kimi sevmezse yok ediyor, talan ediyor, irzina geciyor, kufrediyor, bagiriyor..Onu tutan yok ki neden yapmasin? Bu kadar basit!
Sadece icimden diyorum ki bu da gececek..Her seyin gectigi gibi bu da basladi, gelisti, duraklayacak hatta duraklamak uzere, gerileyecek ve cokecek. Ben gorecek miyim bilmiyorum ama oglum gorecek. Sonra da denecek ki 'vay be ne zamanlardi.'

Pandoranin kutusunda bir tek umut kalmis. Bunu bir tek ben mi karamsar algiliyorum?

Iste boyle sarkilarin yapildigi yillarda dogmustuk..

>

24 Şubat 2011 Perşembe

Utanç





Tuhaf bir hayat olduğunu biliyorum ama tuhaf bir ülkede yaşıyoruz, ya da tuhaf bir dünyada yaşıyoruz. Kendi tarihimizi bil(e)memek insanın başına gelebilecek en kötü şeylerden. Çünkü kendini tanımıyorsun, beraber yaşadığın insanları tanımıyorsun, geçmişten getirdiğin genetik miras nelere kadir hiç bir fikrin yok. Gerçek tarihini bilmeyen, bunun yerine saçmasapan kahramanlık, hoşgörü zırvalarıyla beyni doldurulan insanlarız ya da jenerasyonuz. Ve hatta ben ve benim gibi kısmen daha eğitimli, daha sorgulayıcı, daha vicdanlı ..vs insanlar bile bilmiyor bu olayları.

Uzun zamandır, daha doğrusu öğrendiğimden beri, beynimi kurcalıyor, nasıl olur nasıl yapılır, biz işte böyle bir toplumuz diye. 6-7 Eylül olaylarından bahsediyorum, İstanbul'da yaşayan Rum vatandaşlar başta olmak üzere tüm gayrimüslimlere karşı girişilen saldırı, yağma, tecavüz, aşağılama..
Ben bunu ne zaman öğrendim? bilmiyorum belki 5 sene önce belki 7-8. Ama 31 yaşında olduğum göz önüne alınırsa ortaokul, lise hatta üniversitede bile öğrenmediğim aşikar. Neden saklanıyor, neden gizleniyor, neden yok gibi davranılıyor..? Aynı şekilde "Ermeni tehciri" olarak bildiğimiz olayların da hiç bir yerde öğretilmediği kesin. Sebebi tabii ki utanç. Hayır pişkinlik, hasıraltı etme ya da yok sayma değil. Öyle olsaydı olaylar anlatılır ama başka bir (istenilen) perspektiften anlatılırdı (tüm Osmanlı tarihimizin olduğu gibi). Anlatılmamasının, an-la-tı-la-ma-masının sebebi utançtan başka birşey olamaz. Bunları yaşadığımız, yaşattığımız için utanç duymak. Dönemin provokatörleri ve planlayıcıları bile olayların bu kadar ileri gideğini tahmin etmemiş, durduramayınca sıkıyönetim ilan edilmiş...müslüman halkın gayrimüslimlere bu kadar hınç beslemesinin, saldırmaya, eşyalarını yağmalamalamaya, dövmeye, tecavüz etmeye bu kadar hazır olmalarının sebebi ne olabilir? Bu çığrından çıkmanın altında yatan duygu nedir? Hınç besleme mi? Kıskanma mı? Bir toplu boşalma mı?







"Türk basınına göre 11 kişi, bazı Yunan kaynaklarına göre 15 kişi[7] öldürülmüştür. Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Dilek Güven'in Sabah gazetesine verdiği röportaja göre ölü sayısının az oluşu gruplara "ölü olmasın" emri verilmesi sebebiyledir. Resmî rakamlara göre 30 kişi, gayriresmî rakamlara göre 300 kişi yaralanmıştır. Güven'e göre resmi rakamlara göre 60 olan tecavüze uğrayan ve utanmalarından veya korkmalarından dolayı şikayette bulunamayan kadın sayısının 400’e yakın olduğu tahmin edilmektedir. [8]

4.214 ev, 1.004 işyeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel, bar gibi yerlerin bulunduğu 5.317 mekân saldırıya uğramıştır.[9]

Maddi hasarın, o günün değerine göre 150 milyon - 1 milyar Türk Lirası arasında olduğu tahmin edilmektedir.[kaynak belirtilmeli] Demokrat Parti hükümeti zarara uğrayıp tescil ettirenlere toplam 60 milyon Türk Lirası cıvarında tazminat ödemiştir.[9]

Zamanın gazetelerine göre asıl suçlu, Türkleri provoke eden Rumlardır. Halbuki 6-7 Eylül olaylarının sadece Kıbrıs'la ilgili olarak Rumlara yapılmış bir misilleme olmadığının bir göstergesi, tahrip edilen işyerlerinin sadece yüzde 59'u Rumlara aitken, kalan yüzde 17'sinin Ermenilere, yüzde 12'sinin Yahudilere ait olması, hatta dönmelere ve Müslüman olmuş Beyaz Ruslara ait mekânların bile saldırıya uğramasıdır"





Tüm bunları yeniden düşünmeme yol açan dün akşam Güz Sancısı'nı ilk defa izlemem. Hala da bu filmin verdiği duyguyu içimde taşıyorum. Garip bir üzüntü, pişmanlık ve utanç duygusu..(bunda sanırım Beren Saat'in inkar edemeyeceğim iyi oyunculuğu). Hayır ben kendimi bunu yapan grup adına suçlu hissetmiyorum çünkü kendimi "biz ve onlar" diye ikiye ayrılmış hissetmiyorum. Sadece bunları okudukça, öğrendikçe, araştırdıkça şimdi içinde bulunduğumuz ülke ve insanların durumu açık ve net belli oluyor. Nerelerden buralara geldiğimiz belli işte..Bu olayların devamı Deniz Gezmiş2lerin öldürülmesi, bir çok faili maçhul cinayet, hala kazma vurunca topraktan çıkan toplu mezarlar ve Hrant'ın öldürülmesi..Tarihini bilmeden ne olduğunu bilemezsin.. Tüm bunların geride kaldığına, bittiğine ve bir daha olmayacağına inanabilecek kadar saf bir iyi niyetli olmak istiyorum.

23 Şubat 2011 Çarşamba

Lokanta Maya



Dün akşam arkadaşımız Didem'in geçen mayısta açtığı Karaköy Lokanta Maya'ya gittik. Daha önce sadece kahvaltı yapmış ve bir kaç kez de Didem'in içki yanına yaptığı ufak atıştırmalıkların tadına bakmıştım. Zaten iyi bir aşçı olduğunu biliyordum --yaratıcı sabah kahvaltısından da belliydi-- ama dün akşam gerçekten ortaya gelen her şey muhteşemdi. Zaten ne yiyeceğimizi seçemediğimiz ve hepsinin tadına bakmak istediğimiz için tüm menüyü söyledik ortaya. Menü zaten günlük olduğu için diğer lokantalardaki gibi sayfa sayfa klasik yemekler yok, sadece o güne ve mevsime özel tatlar var. Sanırım işin sırrı da hep yediğimiz, sevdiğimiz ve tadını iyi bildiğimiz yemeklerin --ege yemeklerinin-- farklı malzemeler eklenerek yenilenmesi. Öyle ki o mücverin içinin peynirli yumusak tadı, yanındaki otlu yoğurtla tapas olarak servis edilmesi, o ahtapotun karamelize mor soğanla ve sirkeyle ızgaralanmış olması, o humus, o keçi peyniri...vs vs. Gerçekten uzun zamandır bu kadar lezzetli şeyler yememiştim. Ayrıca her zaman yediğim salata, makarna, hamburger ya da ev yemeklerinden ne kadar sıkıldığımı; önüme gelen her yemek için acaba bunun tadı nasıl, bunun içine ne koymuş diye düşünerek çatalımı daldırmayı ne kadar özlediğimi farkettim..Bundan sonra gerçekten yapacağım her türlü yemek davetinin mekanı Mayadır.. Bu arada Didem'in kitabı "Kızınız defneyi oğlumuz iskorpite..." yi de aldım, aynı olur mu bilmem ama evde de deneyeceğim hemen!

Ha gayret Çarşamba! sen de geçeceksin